Gezi Tarihi : 17 & 18 Mayıs 2014
Harabati Baba Tekkesi’ nden ayrıldıktan sonra istikametimiz Ohrid. Günü yavaş yavaş bitirmek üzereyiz. Rehberimiz abartılı övgülerle Belvedere isimli bir restoranda akşam yemeği satmaya çalışıyor kişi başı 50 Euro’ya. Biz tabiki tura katılmayıp Google, Tripadvisor ve yerel halkın önerilerini harmanlayarak bir seçim yapacağız. Yan komşularımız Hasan Abi ve Armağan Abla da riske girmek istemeyip rehberin
organizasyonuna dahil oluyorlar.
Ohrid’e vardığımızda, yemek organizasyonuna katılacaklarla birlikte biz de iniyoruz otobüsten. Rehberimizle konuşup, otele gitmek için hareket saatleri olan 23:00 gibi aynı yerde otobüse gitmek üzere gruptan ayrılıyoruz. Saat 20:00 civarı. Hem biraz gezmeye hem de yemek yemeye vaktimiz var fazla fazla.
Ohrid oldukça küçük bir şehir. Merkezini, Antalya Side’nin
merkezine benzettim. Çınar adındaki küçük bir meydan etrafında yine küçük
restoran ve kafeler, göle doğru inen, sağlı sollu dükkanların olduğu arnavut
kaldırımlı bir yaya yolu, sonunda heykeli olan bir meydan daha ve göl. Buranın
incisi ve sedeften yapılmış takıları meşhurmuş. Göz ucuyla bakıyorum tabiki.
Yarın tekrar buraya geleceğimiz için mevcut zamanımızı takı bakarak geçirmek istemiyorum,
yarın yine bakarım nasılsa...
Magnet aldığımız bir kaç dükkandan, Ohrid’de güzel yemek
yiyebileceğimiz, mümkünse göl manzarası olan restoran tavsiyesi rica ettik. Bir
kaç alternatif öğrenip göle doğru yürürken Armağan Abla ve Hasan Abi’yle karşılaştık.
Rehberin organizasyonunda bir problem olmuş, restoran rezervasyon yapmamış ve
onca insan ortada kaldıkları için dağılmaya karar vermişler. Program değiştiği
için de toplanma saati 22:00 olarak güncellenmiş. Neredeyse 1 saatimiz var,
acele etmeliyiz!
Göl kenarında biraz yürüdükten sonra tavsiye edilen
restoranların biraz uzakta olduğunu anlayınca, kısıtlı vaktimiz olduğu için
yeniden merkeze doğru yürümeye başlıyoruz. Çınar Meydanı' nda birleşen üç kollu
yolun birine girip yan yana bulunan restoranlardan birine oturuyoruz. Burada
hemen her restoranın spesiyali tavuk, her yer tavuk yemeği yapıyor. Benim gibi
bir tavuksever için büyük avantaj. Hızlıca siparişlerimizi verip yemeklerimizi
acele sayılabilecek ama bir yandan da keyif almaya çalışır bir havada yedikten sonra mekandan ayrılıyoruz.
ÇOK KEYİFLİ BİR TATİL GRUBU OLDUK BENCE :) |
Otobüse binip, Struga’da konaklayacağımız Biser Otel’ in
yolunu tutuyoruz. Ohrid-Struga arası 16 km ancak bizim otele varmamız yaklaşık
1,5 saat sürüyor. Çünkü zihni sinir rehberimiz yolu kaybediyor! Yaklaşık 5
km’lik bir yolun sonuna kadar gidip, doğru yerde olmadığımızı farkedince geri
geliyoruz. Bu şekilde bir kaç yol daha deniyoruz. Batuhan konuşuyor “ehe ihi
olur böyle şeyler işte, gece karanlık filan”.
Bu arada Emre, Selçuk ve ben aramızda iddialaşmaya
başlıyoruz, “göl sağımızda mı kaldı solumuzda mı?”. Yol gerçekten de karanlık,
anlamamız biraz zor... Emre ve ben, gölün sağımızda olduğunu, Selçuk ise
solumuzda kaldığını iddia ediyoruz. Bir müddet sonra ben susuyorum ama Selçuk
ve Emre 3 takım elbisesine iddiaya giriyorlar. İddiaya son noktayı Hasan abi koyuyor
.“Arkadaşlar ikiniz de haklısınız, GPS’ten bakıyorum, hem sağımızda hem de
solumuzda 2 farklı göl var”. Biri Ohrid, diğeri Prespa Gölleri' ymiş. Bir de
orta yaşlıların teknolojiyle arası yok deriz, biz akıl edemedik ama Hasan abi
hemen çözdü konuyu :)
Sonunda otelimize ulaşabiliyoruz. Diğer otobüs çoktan varmış
bile. Valizleri alıp yaklaşık 250 mt’lik yolu yürümeye koyuluyoruz. Oda
anahtarlarımızı almak için beklemeye başlıyoruz. Odalara yerleşme sırası da
oturma düzenine göre, yani biz en sonlardayız. Otelin lobisinde abiye giyimli, topuzlu, ince
bantlı topuklu ayakkabıları olan kızcağızları görünce, duyduğumuz müzik
seslerinin bir düğüne ait olduğunu anlıyoruz. Oda anahtarlarımızı alıyor ve 7.
kattaki odamıza varmaya çalışıyoruz. İçeri girdiğimizde hoşlanmadığım bir
rutubet ve ortamın temiz olmadığını hissettiren, belli belirsiz bir koku
alıyorum. Eşyaları odaya bırakıp, Emre’yle sözleştiğimiz gibi, aşağıdaki düğüne
bakmaya iniyoruz. Terasta durup bir müddet düğünü seyrediyoruz. Genel
izlenimlerimiz; modayı 30 sene geriden takip ediyorlar, giydikleri kıyafetler,
bizim 80’lerde tercih ettiğimiz ve şu anda kesinlikle yüzüne bakmayacağımız
şeyler.. Bir de müzikleri kıpır kıpır ve eğlenceli, doğal olarak erkek kadın
herkes pistte.
Bir müddet sonra odaya geri dönüyoruz. Selçuk duş almak
istiyordu ama küvette, bizden önceki misafirlerin saçlarını görünce
vazgeçmesini istiyorum. Yastığa, çarşafa yüzüm değmesin diye kolumu yastık
yaparak yatıyorum. Tişört üzeri polarla ve battaniyeyle bile titreyerek uyumaya
çalışıyorum ama çok zor. Gece boyunca uykum bölünüyor, hiç sevmedim bu oteli.
Sabah valizimizi toplayıp kahvaltıya iniyoruz. Aman
Allah’ım, bu berbat otel meğer ne muhteşem bir yerdeymiş, nasıl güzel bir manzaraya
sahipmiş. Odanın penceresinden de tahmin ettiğim manzara, kahvaltıyı yaptığımız
terasta beni daha da büyülüyor. Otelin mimarisi de oldukça farklı, otantik
çizgiler taşıyor. Ohrid Gölü’ne karşı yapıyoruz kahvaltımızı, böyle bir otele
göre de iyi sayılabilecek bir kahvaltı. Buraya tıklayarak otelin Tripadvisor' daki yorumlarına bakabilirsiniz.
OTELİMİZİN MUHTEŞEM OHRİD GÖLÜ MANZARASI VE BİZ :) |
OTELİN İÇİNDEYKEN, DIŞARIDA BÖYLE BİR GÜZELLİK OLDUĞUNU TAHMİN EDEMEMİŞTİM |
Kahvaltıdan sonra yine Ohrid şehrine doğru yola çıkıyoruz. Şehre
vardığımızda, önceki akşam ayrıldığımız noktada, bir çınar ağacının yer aldığı
“Çınar Meydanı” yani Ploštad Kruševska Republika’da, yine uzaklaşıyoruz
gruptan. 1,5 saat sonra, tekneye bineceğimiz limanda buluşup Ohrid Gölü’nün
güzelliklerini bir de üzerindeyken seyredeceğiz. Önceki akşam turladığımız
caddeden başka gezilecek bir yer olmadığı için aynı yerlerde geziniyoruz.
Dükkanlara pek itibar etmeyip sokak üzerindeki tezgahlardan sıkı bir pazarlıkla
ben küpe alıyorum, Selçuk’la Emre de tespih alıyorlar. Hem kendimize hem
hediyelik. Pek de ucuza getirdik, seviniyoruz..
BAŞLANGICI ÇINAR MEYDANI VE SONU OHRİD GÖLÜ OLAN, SAĞLI SOLLU BİR ÇOK MAĞAZA, TAKI VE HEDİYELİK EŞYA DÜKKANLARININ YER ALDIĞI, OHRİD'İN EN MEŞHUR CADDESİ |
![]() |
CADDE ÜZERİNDE KARŞIMIZA ÇIKAN BU FOTOĞRAFTAN, OHRİD'İN GELİNLERİNİN İDDİALI OLDUKLARI SONUCUNU ÇIKARABİLİRİZ BENCE ;) |
Göle doğru yürüyüp limanın karşısındaki, Sveti Klement’in
heykelinin bulunduğu meydanda bir kahve içmeye karar veriyoruz. Kahvelerimizi
bitirip limana gidiyoruz. Tekneye binerken sıranın sonlarında olmamıza rağmen,
insanların tercih etmemesinden dolayı, teknenin en önüne kuruluyoruz. Hava
biraz serin gibi ama gördüğümüz tüm güzelliklere değer bu kadarcık üşüme. Teknedeki
ücretsiz çay servisiyle de keyfimize keyif katıyoruz.
OHRİD'İN ELMA'SI, KURUFASULYESİ BİR DE KAVRULMUŞ TUZLUFISTIĞI MEŞHURMUŞ. TEKNEMİZİ BEKLERKEN BOŞ DURMADIK; TUZLUFISTIKLARI TEST EDİP ONAYLADIK :) |
SVETİ KLEMENT HEYKELİNİN BULUNDUĞU MEYDANDAN OHRİD |
ST JONH AT KENAO KİLİSESİ |
MAREŞAL TİTO'NUN YAZLIK EVİ |
RÜZGARDAN ETKİLENMEMEK İÇİN BEBEK EMRE'NİN ARABA MUŞAMBASINI KULLANDIK :) |
Ohrid oldukça küçük bir şehir. Kabaca görmek için 2 saat yeterli. Her yeri görmek isterseniz gezilecek bir kaç yer var, buraları hakkıyla gezmek de yarım gün alacaktır. Tur programımızda yer almadığı için Sveti Naum Manastırı’nı göremeden geri döndük ama aklımda kaldı. Neyseki ülkemize çok uzak değil, tekrar gelmek için bahanemiz olsun o da.
YAZININ DEVAMI - BİTOLA (MANASTIR)